KERMES – DUYURU !!!

http://img59.imageshack.us/img59/4415/kermesnorvec.gif

havlu kenari

Okumaya devam et

 

Kurban kesmenin fazileti

Yazan: yukarikayalar Kasım 25, 2007

 

Kurban kesmenin fazileti

Sual: Kurban kesmenin önemi nedir?
CEVAP
Kurban nisabına malik olan kimsenin kurban kesmesi vaciptir. Zaruretsiz kurban kesmemek günah olur. Kurban kesmesi vacip iken, içindekilerin kurban kesmediği ev, inleyerek, sahibine beddua edip, “Kurban kesmediğin gibi Cenab-ı Allah sana iyilik yapmayı nasip etmesin!” der. O ev, o yıl belalara düçar kalır.

Kurban kesenin evi ise, memnun olur, sahibine hayır dua eder. Bu bakımdan kurban kesmeyi bir nimet bilmelidir! Kurban kesen müslüman, kendini Cehennemden azat etmiş olur.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Cimrilerin en kötüsü [vacip iken] kurban kesmeyendir.) [S.Ebediyye]
(Hali vakti yerinde olup da kurban kesmeyen, namaz kıldığımız yere gelmesin!) [Hakim]

(Kurbanın postunun her kılına ve her parçasına bir sevap vardır.)
[Hakim]
(Kurbanlarınız, semiz olsun. Onlar, Sıratta bineklerinizdir.) [Zâd-ül mukvin]

(Kurbanın derisindeki her tüy sayısınca size sevap vardır. Kanının her damlası kadar mükafat vardır. O sizin mizanınıza konacaktır. Müjdeler olsun!)
[İbni Mace]

(Kurbanlarınızı gönül hoşluğu ile kesin! Çünkü hiçbir müslüman yoktur ki, kurbanını kıbleye döndürüp kessin de, bunun kanı, boynuzu, yünü, her şeyi kıyamette kendi mizanına konan sevabı olmasın!)
[Deylemi]

(Sevap umarak kurban kesen, Cehennemden korunur.)
[Taberani]

(Kurban bayramında yapılan amellerden Allahü teâlâ katında kurban kesmekten daha kıymetlisi yoktur. Daha kanı yere düşmeden Allahü teâlâ, onu muhafaza eder. Onunla nefsinizi tezkiye edin, onu seve seve kesin!)
[Tirmizi]

(Kurbanların en hayırlısı boynuzlu koçtur.)
[İbni Mace]

(Ya Fatıma, kurbanının yanına git! Kesilirken orada bulun! Yere akacak ilk kan damlası ile, geçmiş günahların affedilir.)
[İbni Hibban]

(Kesilen kurban, Kıyamette, etiyle, kanıyla 70 kat büyüyerek mizana konur.)
[İsfehani]

Yazı kategorisi: KURBAN | Yorum Yok »

 

Allah intikam alır

Yazan: yukarikayalar Kasım 25, 2007

 

Allah intikam alır Sual:

“Allah intikam alır” demek caiz midir?
CEVAP


Allahü teâlânın intikam alması, suçluların cezalandırılması demektir. Allahü teâlânın intikam alacağını söylemek caiz ve gerekir. Herkesin ettiği kötülüklerin yanına kalmayacağını bildirmek gerekir.

Allahü teâlânın 99 “Esma-i hüsna”sından biri de Müntekimdir. İntikam alıcı demektir. Allahü teâlâ intikam sahibidir. (A.İmran 4, Maide 95, İbrahim 47, Zümer 37)

Allahü teâlâ, intikam alacağız veya alırız buyuruyor. (Secde 22, Zuhruf 41, Duhan 16) ve intikam aldık da buyuruyor. (Araf 136, Hicr 79, Zuhruf 25, 55)

Kur’an-ı kerimde ve din kitaplarında geçen (Allahü teâlânın intikam alması), suçluyu cezalandırması demektir. Mazlumların hakkını zalimlerden alacaktır. İnsanları Cehenneme sürükleyen hainlerden intikam alacak, cezalandıracaktır. Dilediklerinden kendi hakkını da alacaktır.

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Allahü teâlânın halk arasında evliyası, açlık ve susuzluk ehlidir. Allahü teâlâ onlara eza edenden intikamını alır ve ona Cenneti haram eder.) [İbni Neccar]

(Allah`tan korkun. Bir mümin, bir mümine zulmederse, kıyamette Allahü teâlâ mutlaka mazlumun intikamını zalimden alır.)
[A.b.Hamid]

(Ana-babaya asi olan ve zalimle beraber gezen mücrimdir
[suçludur]. Allahü teâlâ buyurur ki, mücrimlerden mutlaka intikam alırız.) [Taberani]

(Allahü teâlâ buyurur ki: İzzetim ve celalim hakkı için zalimden intikam aldığım gibi, gücü yettiği halde, mazluma yardım etmeyenden de intikam alırım.)
[Hakim]

Onun için hiçbir günahı küçük görmemeli. Çünkü Allahü teâlâ, intikam alıcıdır. İstediğini yapmakta hiç kimseden çekinmez. Gazabını günahlar içinde gizlemiştir. Küçük sanılan bir günah, intikamına, gazabına sebep olabilir. Yüzbin yıl ibadet eden bir kulunu, bir günah için, sonsuz olarak reddedebilir ve hiçbir şeyden çekinmez. Bunu Kur’an-ı kerim bildiriyor ve ikiyüzbin yıl itaat eden şeytanın, kibredip, secde etmediği için, ebedi melun olduğunu haber veriyor. Hazret-i Âdem`in oğlunu, bir adam öldürdüğü için, ebedi tard eyledi.

Hazret-i Musa zamanında, Belam bin Baura isimli bir zat, ism-i a’zamı biliyordu. Her duası kabul olurdu. İlmi o derecede idi ki, sözlerini yazmak için, ikibin kişi yanında bulunurdu. Bu Belam, Allahü teâlânın bir haramına, meylettiği için, imansız gitti. (Onun gibiler köpek gibidir) diye dillerde kaldı.

Karun
, Hazret-i Musa`nın akrabası idi. Hazret-i Musa buna dua etti, kimya ilmi öğretti. O kadar zengin olmuştu ki, yalnız hazinelerinin anahtarlarını kırk katır taşırdı. Zekat vermediği için, bütün malı ile birlikte, yer altına sokuldu.

Allahü teâlâ bunlar gibi daha nice kimselerden, bir günah sebebi ile, böyle intikam almıştır. O halde, her mümin günah işlemekten çok korkmalıdır. Ufak bir günah işlediğinde tevbe, istiğfar etmelidir.
Yağmurların yağması, yıldırımların zarar vermesi, depremler, her ne kadar tabiat kanunu denilen olaylar içinde cereyan ediyorsa da, bunların asıl yaratıcısı Allahü teâlâdır. Çünkü imanın altı şartından biri de hayır ve şerrin Allah`tan geldiğine inanmaktır. Şair ne demiş:

Cümle eşya Hâlıkındır, kul eliyle işlenir.
Emr-i Bari olmayınca, sanma bir çöp deprenir!

Trafik kazası olsa, birisi birini öldürse, bunları yaratan yine Allahü teâlâdır. O kişinin veya o kişilerin ölümüne o şeyleri sebep kılmıştır. Şair diyor ki:

Hak intikamını yine kul eli ile alır.
Ledün ilmini bilmeyen bunu kul yaptı sanır.

Yazı kategorisi: SORU ve CEVAPLAR | Yorum Yok »

 

Mareşal Fevzi Çakmak Paşa

Yazan: yukarikayalar Kasım 25, 2007

 

 

Mareşal Fevzi Çakmak Paşa

Büyük asker, cumhuriyet ordumuzun Atatürk’ten sonraki tek mareşali 1876 yılında İstanbul’da, Cihangir’de doğdu. Asker bir ailenin çocuğudur. Soğuk, çeşme Askeri Rüştiyesi ve Kuleli İdadisinde okuduktan sonra l898′de kurmay yüzbaşı olarak tahsilini tamamladı. Ordunun çeşitli kademelerinde görev aldı. Birçok savaşlara girip çıktı. Sakarya zaferi ile mareşal rütbesini aldı. 1944 yılına kadar Genelkurmay Başkanlığı görevindeydi. 1950′de öldü.

Fevzi Çakmak bir asker çocuğu idi. Babası, Miralay Sırrı Bey’di. Çakmakoğulları’ndan Sırrı Bey’in üç oğlu da onun yolunda yürümüşlerdi. Biri Manastır’da, diğeri Çanakkale’de şehit düşmüştü. Bu kardeşlerin üçüncüsünün adı Fevzi idi.

Kurmay yüzbaşı rütbesiyle ordu saflarına katıldığı zaman önce Erkân-ı Harbiye Dördüncü Şubesi’ne atandı. Sonra da Rumeli’ye tayini çıktı. Balkanlarda geçen sekiz yıllık başarılı hizmet sonunda albaylığa yükseldi Çakmakoğullarından Fevzi Bey. 1908′de Hürriyet ilan edildiği zaman Taşlıca Mutasarrıfı ve 35′nci fırkanın kumandanı idi. Ancak gülünç bir iddia ile, albaylığa terfiinin bir “saray iltiması” olduğu ileri sürülerek rütbesinden iki yıldız geri alındı. Bu düpedüz bir haksızlıktı. Fakat Fevzi Bey mert bir asker ve olgun bir insandı, uğradığı bu haksızlık karşısında dahi bir infial göstermedi. Ancak haksızlıkla elinden alınan yıldızlarını pek kısa bir zamanda yine alnının teri ile geri almasını bildi.

1910 yılında Kosova Kolordusu Kurmay Başkanlığı’na, kısa bir süre sonra da Garp Kolordusu Kurmay Başkanlığına tayin edildi. Balkan Savaşında Vardar Ordusu Erkânı Harbiye Harekat Şubesi Müdürlüğü görevinde idi. Savaştan sonra merkezi Ankara’da bulunan Beşinci Kolordu Kumandanlığına getirilirken rütbesi büyümüş ve adı da Fevzi Paşa olmuştu.

Birinci Dünya Savaşı başladığı zaman Fevzi Paşa, emrindeki kolordu ile Çanakkale’nin savunmasına katıldı. Oradan İkinci Kafkas Kolordusu Kumandanlığına tayini çıktı. Koca bir ömür harp alanlarında geçiyordu. Balkanlar’dan Kafkaslar’a kadar uzayan bu savaş hayatı daha sonra Suriye’de devam etti. Burada ferikliğe (Korgeneralliğe) terfi etti.

Mütarekeyi müteakip İstanbul’a tayini çıktı. Bir süre İstanbul Büyük Erkân-ı Harbiye Reisliğinde bulunduktan sonra 1920 yılı başlarında Harbiye Nazırlığı’na getirildi. Böylelikle Salih Paşa’nın kurduğu hükümette kısa bir süre Nazırlık da yapmış oldu. Bu makamı işgal ederken, Anadolu’ya askeri eşya ve cephane göndermek suretiyle Milli Mücadele’ye büyük katkılarda bulundu. Bu millî harekât aleyhinde şiddetli tedbirler almak üzere iktidara getirilen Damat Ferit Paşa kabinesinin kurulmasından önce Harbiye Nazırlığı görevinden ayrıldı. Doğruca Ankara’ya giderek millî harekete katıldı.

1920 yılı Nisan ayında Ankara’ya gelen Fevzi Paşa, bir ay sonra Ankara Hükümeti’nin Millî Müdafaa Vekilliği’ne getirilirken Vekiller heyetine de reis oldu.

İkinci İnönü zaferini mütekaip orgeneral rütbesi verilen Fevzi Paşa 1921 yılında Erkân-ı Harbiye Reis Vekili oldu. 1922 yılı Temmuz ayına kadar on bir ay süre ile bu vazifede ve Vekiller Heyeti Reisliği’nde kaldı.

Sakarya’da kazanılan büyük zaferdeki üstün hizmetlerinden ötürü Birinci Ferik (Orgeneral) Fezvi Paşa, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kararı ile Müşir (Mareşal) rütbesini aldı.

Mareşal Fevzi Çakmak büyük zafer ve cumhuriyetin ilanından sonra Genelkurmay Başkanı oldu.Yalnız ordunun değil, bütün bir milletin en sevip saydığı bir insandı da. Benliğini saran engin tevazu, sürdürdüğü alabildiğine sade ve tertemiz özel hayatı ona ayrı bir özellik vermekteydi. Bir sembol, bir bayrak olmuştu milletin kalbinde.

12 Ocak 1944 günü yalnız binbir şan ve şerefle dolu askerlik yaşantısının değil, hayatının da en hazin gününü yaşadı Mareşal Fevzi Çakmak. O gün, emekliye sevkedilmişti. 55 yıl sırtında şerefle taşıdığı üniformasına veda günüydü o gün…

Genelkurmay Başkanlığı görevine ve vücudunun bir parçası olmuş bulunan ünifarmasına veda etti. Bir süre evinde sakin bir hayat yaşadı. Memleket çok partili bir devreye girince o sıralarda kurulmuş bulunan Millet Partisi’ne girdi. Demokrasi mücadelesine katıldı.

Sembolleşmiş insan, büyük asker Mareşal Fevzi Çakmak, 10 Nisan 1950 günü İstanbul’da hayata gözlerini yumdu. Vefatı memlekette öylesine içten kopup gelen büyük bir üzüntü yaratmıştı ki, İstanbul Radyosu’nun müzik neşriyatını kesmemesi yüzünden radyo evi önünde iki gün süre ile büyük nümayişler yapıldı.

Ve cenazesi 12 Nisan 1950 günü mahşerî bir kalabalığın da katılmasıyla kaldırıldı. Eyüp Sultan kabristanında toprağa verildi.

 

Yazı kategorisi: KİM KİMDİR | Yorum Yok »

 

Ehl-i Kitabın Süleyman a.s. Hakkındaki İftiraları

Yazan: yukarikayalar Kasım 25, 2007

 

Ehl-i Kitabın Süleyman a.s. Hakkındaki İftiraları

Kitab-ı Mukaddes’de 31 baptan (bölüm) meydana gelen “Süleyman’ın Meselleri”nin Hz. Süleyman’a ait olduğu yahûdi kaynaklarında zikredilir. Bu bölümde Hz. Süleyman’ın hikmetli sözlerinden örnekler bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, yine Kitab-ı Mukaddes’de sekiz baptan meydana gelen ve Onun yazdığı iddia edilen “Neşîdelerin Neşîdesi” bölümünde, bir peygamber’e hiç de yakışmayacak aşk ve harem hayatından bahseden cümleler vardır. Bunlar da Tevrat’ın tahrife uğradığını açıkça göstermektedir. Neşîdelerin Neşîdesi baştan sona okununca bu cümlelerin bir peygamber ağzından çıkmayacağını dindar yahûdiler dahi kolayca kabul edebilir. Saydıklarımızdan ayrı olarak yahûdi mezheplerinden Ferisiliği desteklemek için “Süleyman’ın Mezmurları” adıyla uydurulmuş 18 Mezmur daha vardır. Bunlar Tevrat’a alınmamıştır. Tevrat’taki Mezmurlar Onun babası Hz. Dâvud’a atfedilir.

Hıristiyan ve yahûdiler, onu peygamber olarak kabul etmezler, onu sadece kral, hem de krallığını büyüye borçlu, büyücü bir kral olarak görürler. Birçok sihir kitabını onun yazdığı iddia edilerek ona iftira atılır. Ölümünden sonra, sarayının altında gömülü olan büyü kitaplarını cinlerin gömüldükleri yerden çıkardıkları gibi ithamlar yapılır. Hz. Süleyman’ın büyük saltanat ve güçlerini büyülerle elde ettiği yolunda Tevrat (I. Krallar ve II. Krallar) kaynaklı isnad, itham ve iftirasını Kur’ân-ı Kerim şiddetle reddeder. Kitab-ı Mukaddes’i tahrif edenler, Hz. Süleyman için, puta tapma suçu işlediği iftirasını da Tevrat’a geçirmekten (Kitab-ı Mukaddes, 1. Krallar 11/1-10) çekinmemişlerdir. Yahûdilere göre o, sihirbazlığın mûcidi bir büyücü kraldır; krallığını büyülü güç kaynağı yüzüğünden almaktadır.

Yazı kategorisi: H.Z SÜLEYMAN, PEYGAMBERLER | Yorum Yok »

 

H.z İbrahim`in BABASININ ADI

Yazan: yukarikayalar Kasım 25, 2007

 

BABASININ ADI

İbrahim aleyhisselamın hayatı, insanlık tarihinin özeti gibidir. Bu bölümümüzde klasik bilgiler vermeyeceğiz. Mevcut kaynaklara yeni kaynaklar ekleyerek ufkunuzu biraz daha açmaya gayret edeceğiz. Buradaki asıl maksadımız yıllardan beridir, belki bile bile tekrarlanan bir yanlışın tasfiyesi olacaktır. O da İbrahim aleyhisselamın babasının putperest olduğu yanlışıdır. Bu yanlış, ilhamlarını doğrudan doğruya Kur’ân’dan aldıklarını iddia edenlerce, Kur’ân-ı Kerîm’de geçen baba kelimesine verilen yanlış manadan kaynaklanmaktadır. Hıristiyanlar İncil’de geçen baba kelimesine yanlış mana vererek sapıttılar. Müslümanlar aynı imtihanla karşı karşıyalar. Ancak müslümanlar hıristiyanlardan çok daha şanslılar. Zira onların sinesinden bir Abdullah b. Abbâs, gibi müfessirler, İmâm-ı A’zâm gibi fakihler, İmâm-ı Rabbânî gibi müceddidler çıkmamıştır. Bu zirveler, Kur’ân-ı Kerîm’den nasıl nasıl hüküm çıkarılacağını bize öğretmeselerdi İbrahim aleyhisselama ve hatta Efendimiz Muhammed aleyhisselama yakışmayacak isnad kapılarında dolaşıyor olacaktık.

İbrahim aleyhisselamın babasının ismi Kur’ân-ı Kerîm’de Âzer olarak geçmektedir. Yine ayet-i Kerîmelerde Âzer’in putperest olduğu bildirilmektedir. Fakat bir başka ayet-i Kerîmede Efendimize hitaben; “Allahü teala seni ayağa kalktığında ve secde edenlerin içinde dolaştığını görüyor.” buyurmaktadır. Eshab-ı kiramdan Hazret-i Abdullah b. Abbâs, ayetin geniş anlamını; “Efendimizin soyu, ilk insan Âdem aleyhisselama kadar hep secde eden, asla putlara tapınmayan babalardan meydana gelmiştir.” şeklinde vermiştir. İbrahim aleyhisselam, Efendimizin dedelerinden biridir. Dolayısı ile babasının da muvahhid olması, asla putlara tapınmamış olması gerekmektedir. Bu ayeti tefsir mahiyetinde buyurulan hadis-i şeriflerde de şöyle buyurulmaktadır; “Her asırda, her zamanda yaşayan insanların en iyilerinden, seçilmişlerden dünyaya geldim.” (Sahih-i Buhari), “Benim dedelerimin hepsi, en iyi insanlardır.” (Tirmizi), “Benim dedelerimin hiç birisi zina yapmadı. Allahü Teala beni temiz ve iyi babalardan, analardan getirdi. Dedelerimden birinin iki oğlu olsaydı, ben bunların en hayırlısında, en iyisinde bulunurdum.” (Mevahib-i Ledüniyye) Yukarıda belirttiğimiz iki ayet-i Kerîme ilk bakışta birbirine zıt manalı gibi görünmektedir. Ayet-i Kerîmeleri yanlış anlamaktan bizi kurtaran diğer ayet-i Kerîmeler ve hadis-i şerifler olmaktadır. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: H.Z İBRAHİM, PEYGAMBERLER | Yorum Yok »

 

Süleyman (a.s.) Kıssasından Bazı İbret ve Hikmetler

Yazan: yukarikayalar Kasım 24, 2007

 

Süleyman (a.s.) Kıssasından Bazı İbret ve Hikmetler

Gerçekten onların (peygamberlerin) kıssalarında akıl sahipleri için çok ibret vardır.” (12/Yûsuf, 111) “Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini (tatmin ve) teskin edeceğimiz her haberi kıssa olarak sana anlatıyoruz. Bunda sana hak, gerçeğin bilgisi, mü’minlere de bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir.” (11/Hûd, 120)

Hakka Dâvet ve Açık Mesaj:

“(Süleyman’ın mektubunu alan Sebe’ melikesi,) ‘Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı’ dedi. ‘Mektup Süleyman’dandır, Bismillâhirrahmânirrahîm; Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla (başlamakta)dır. ‘Bana karşı baş kaldırmayın, teslimiyet göstererek, müslümanlar olarak bana gelin’ diye (yazmakta)dır.” (27/Neml, 29-31) Bu âyetlerden anlaşılıyor ki, İslâm’a dâvet ve tebliğ görevini üstlenen peygamberler, her vesileyle insanlara, hatta başka ülkelerdeki uygun kişilere İslâm mesajını sunmuşlardır. Mektup gibi iletişim araçlarından faydalanmışlar, mektuba ilk başlarken bile ilk söz ve dâvetleri Allah olmuştur. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.) de zamanında yaşayan farklı ülkelerin devlet başkanlarına İslâm dâvetini içeren mektuplar göndermiştir.

Süleyman (a.s.), mektubundaki besmele ile Belkıs’a ibâdetin yalnız Allah’a yapılacağını anlatmış, dikkatleri ilk planda Rahmân ve Rahîm olan Allah’a çekmişti. “Bana karşı baş kaldırmayın!” demek sûretiyle de, nefis muhâsebesine dâvet etti ve “teslimiyet göstererek, müslümanlar olarak bana gelin” diyerek net bir şekilde dâvetini yaptı, bütün huzurun İslâm’da olduğunu ifade etti. Bütün bunlar bizim için, peygamberlerin vârisleri âlimler için örneklerdir.

Allah’tan Nimet İsterken Gösterdiği Hassâsiyet:

“Süleyman, ‘Rabbim, beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Şüphesiz Sen daima bağışta bulunansın’ dedi.” (38/Sâd, 35) Âyet-i kerimenin başlangıcında belirtilen Hz. Süleyman’ın ifadesi gösteriyor ki o, nefsinin Allah’ın bağışı olan nimetlerden olumsuz etkilenmemesi için Allah’ın yardımını da istemekte, peşinen af talep etmektedir. Süleyman (a.s.)’ın kimsenin muktedir olamayacağı güçlerin, başkalarının ulaşamayacağı bazı mânevî mülkün kendisine verilmesini istemesi, övünmek ve hevâsını tatmin etmek için değildi. Zamanındaki kâfir ve zâlim kralları zelîl etmek, Allah’a teslim olup kulluk yapmalarına engel olan gururlarını kırmak içindi. Çünkü, hemen her dönemde olduğu gibi onun devrindeki krallar, gurur, kibir, zulüm, ihtişam sergilemek için büyük savurganlık ve sömürü içindeydi. Fahreddin Râzi, bu âyete şöyle de mânâ vermiştir: “Bana öyle şanlı bir mülk ver ki, ben ona kavuşup öldükten sonra ‘dünya mülkünün vefâsı olsaydı, Süleyman’a olurdu!’ denilsin de, kimsenin dünya saltanatına hırs ve rağbeti kalmasın!” Bu ifadeden de anlaşıldığı gibi, Süleyman (a.s.)’ın asıl maksadı, dünya mülkünü değil; âhiret mülkünü istemektir. Yoksa, Allah’ın sünneti, âhiretten kopuk şekilde sadece dünya nimetlerini isteyeni esas yurt olan öteki âlemde nasipsiz bırakmaktır. Bir peygamberin böyle geçici küçük faydayı, büyük ve ebedî nimetlere tercih etmesi düşünülemez. “Kim âhiret kazancını isterse, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kârını isterse ona da dünyadan bir şeyler veririz; fakat onun âhirette bir nasibi olmaz.” (42/Şûrâ, 20)

Dünya Malına Karşı Tavrı, Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: H.Z SÜLEYMAN, PEYGAMBERLER | Yorum Yok »

 

YAŞADIĞI DÖNEM ( H.z İbrahim )

Yazan: yukarikayalar Kasım 24, 2007

 

YAŞADIĞI DÖNEM

Kur’ân-ı Kerîm’de İbrahim aleyhisselamın hangi yıllarda yaşadığı bildirilmemiştir. Efendimizden nakledilen hadis-i şeriflerde de açıkça bir tarihleme söz konusu değildir. Fakat ayet-i kerîmeler ve hadis-i şerifler incelendiğinde, tarihleme yapılabilmesi için bazı bilgilerin kelime aralarına gizlendiği görülmektedir. Bunlar; İbrahim şahıs adı, o dönemin din anlayışı ve aynı yıllarda helak edilen Lût kavminin artıklarıdır. Şimdi kısaca bu konularla ilgili notlarımıza bakalım.

Eski Ahid’te anlatıldığına göre; İbrahim ismi sonradan kendisine verilmiştir. İlk ismi Abraham’dır. Eski Ahid yorumcuları; Abraham adının “Yüce Baba”, İbrahim adının da “Cumhurun Babası” anlamlarına geldiğini söylerler. İlk defa, arapçanın bir kolu olan aramicede kullanıldığı sanılan İbrahim ismine, yapılan arkeolojik çalışmalar sonunda başka dillerde de rastlanmıştır. 1980′li yıllarda Kuzey Suriye’de Ebla harabelerinde yapılan kazılarda bu ismin MÖ. 2500′lere kadar uzanan Ebla dilinde de kullanıldığı görülmüştür. Ebla dili Kuzey Suriye’de oturan sami/asya kökenli Eblalılarca konuşulmaktaydı. Abr, Abar, Abri, Abram, Abrama/Abarama şekilleriyle yazılan bu isim MÖ. 2500 senelerine aittir.

Kur’ân-ı Kerîm’de İbrahim aleyhisselamın içinde yaşadığı toplumun dini inanışını şu şekilde görmekteyiz; “Vakta ki; İbrahim’in üzerini gece bürüdü. Bir yıldız gördü. “Bu mu benim Rabbim?!” dedi. Derken yıldız batıverince; “Ben öyle batanları sevmem!” dedi. Sonra ayı doğarken görünce; “Rabbim bu mudur?!” dedi. Fakat o da batıp kaybolunca; “Yemin ederim ki, eğer Rabbim bana hidayet etmemiş olsaydı muhakkak sapıklardan olacaktım.” Daha sonra güneşi doğarken görünce; “Rabbim bu mudur?!.. Bu gördüklerimden daha büyük.” Güneş batınca; “Ey kavmim. Bu gördükleriniz hep yok olan varlıklardır. Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden kesinlikle uzağım.” diye söylemiştir.”

Ayet-i Kerîmelerde İbrahim aleyhisselamın döneminin insanlarının tanrı olarak gördükleri 3 ayrı objeyi tek tek incelediğini görmekteyiz. Önce, gece bürürken ortaya çıkıveren bir yıldız görmüştür ki bu, Venüs gezegenidir. Sonra Ay ve nihayetinde en büyüğü olarak Güneş’i gözlemiştir.

O dönemin en büyük şehirlerinden birisi de Harran’dır. Harran; Asur ve Kalde dillerinde “yol” manasına gelmekteydi. Harran adına ilk defa MÖ. 2000 başlarında Mari ve Kültepe tabletlerinde rastlanmaktadır. Oysa şehrin tarihi MÖ. 6000′li yıllara kadar uzanmaktadır. Sanki şehir MÖ. 2000′li yıllarda meşhur olmuş gibidir. Şehrin en büyük özelliği; ay, güneş ve yedi gezegenin kutsal sayıldığı eski mezopotamya putçuluğunun merkezi olmasıydı. Buradaki Sin/ay tapınağı çok meşhurdu. Bunun yanısıra büyük bir ticaret şehriydi. Dini inanış çok tanrılı idi. Ama tapınılan üç belirgin objeye rastlıyoruz ki, bunlar; Şamaş/Güneş, Sin/Ay, İştar/Venüs’dür.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: H.Z İBRAHİM, PEYGAMBERLER | Yorum Yok »

Patlıcan Papucaki

Yazan: yukarikayalar Kasım 22, 2007

Patlıcan Papucaki

malzemeler: 2 kişilik

  • 1 adet orta boy patlıcan
  • 1 çay fincanı ezilmiş beyaz peynir
  • 1 çay fincanı rendelenmiş kaşar peynir
  • 1 adet yumurta
  • 1 adet küçük soğan
  • 1 adet küçük domates
  • 1 kahve fincanı zeytinyağı
  • 2 adet defne yaprağı
  • 1 çay kaşığı toz şeker
  • bir miktar un
  • tuz

tarif:

  1. patlıcanları ortadan ikiye kesip, kesik yerleri tuzlayıp, bir süre bekletin.
  2. kaynamakta olan tuzlu su dolu bir tencereye patlıcanları koyup, etli kısmı yumuşayana kadar pişirin.
  3. yumuşayan patlıcanları süzdürüp, etli kısmını bir kaşık yardımıyla boşaltın. Patlıcan çanaklarını yırtmamaya dikkat edin.
  4. boş tencereya yağı ve küçük küçük doğradığınız soğanları ekleyip, şeffaflaşana kadar pişirin.
  5. küçük küçük doğradığınız patlıcanları ekleyip, bir süre kavurun.
  6. domatesleri ekleyin ve suyunu çektirin.
  7. peynirleri, tuzu, şekeri ekleyip, bir süre karıştırın ve ocağın altını söndürün.
  8. 1 adet yumurtayı, malzemeye ekleyin. İyice karıştırıp patlıcanların içlerine doldurun.
  9. defne yapraklarını parçalara bölüp patlıcanların üzerine dağıtın.
  10. en son olarak üzerlerine parmak ucunuzla biraz un serpiştirin ve 200 dereceye ısıttığınız fırında 15 -20 dakika üzeri kızarana kadar pişirin.
  11. defne yaprağıyla süsleyin.
  12. ılık ılık servis yapın.

Bir Tesekkuru  cok gørmeyin  LUTFEN 

Yorumlarinizi Bekliyoruz  

Yazı kategorisi: DİGER YEMEKLER, FIRIN YEMEKLERİ, GENEL, SEBZE YEMEKLERİ | Yorum Yok »

Izgara Sebzeli Lazanya

Yazan: yukarikayalar Kasım 22, 2007

Izgara Sebzeli Lazanya

Malzemeler:4 kişilik

  • 10 adet pişirmeye hazır lazanya (Barilla)
  • 3 adet Amerikan biberi (bell pepper, capsicum)
  • 1 adet patlıcan
  • 1 adet kabak
  • 5-6 adet incecik pırasa ya da taze yeşil soğan
  • 1 adet soyulmuş domates konservesi (800 gr.lık kutularda)
  • 3 adet sarmısak
  • 1 avuç taze fesleğen ya da 1 yemek kaşığı kuru fesleğen
  • Zeytinyağı
  • Tuz, taze öğütülmüş karabiber
  • 1 su bardağı kaşar peyniri (mozarelle, dil vb.)
  • Yarım su bardağı Mihaliç peyniri (parmesan, kaşar vb.)

Tarif:

  1. Sebzeleri yıkayın. Biberlerin içini çıkarıp, 4′er parçaya bölün.
  2. Kabağın kabuklarını soyun. Büyüklüğüne göre 2 ya da 3 parçaya kesip, 5-6 mm. kalınlığında dilimleyin.
  3. Patlıcanları kabuklarını soymadan, büyüklüğüne göre 2 ya da 3 parçaya kesip, 5-6 mm. kalınlığında dilimleyin.
  4. Pırasayı veya soğanı temizleyin.
  5. Izgara tavasını, harlı ateşte iyice ısıtın. Sebzeleri zeytinyağıyla hafifçe yağlayarak, ızgara yapın. Sebzeleri hafif diri bırakarak, hem lezzetlerini hem de görüntülerini kaybetmemelerini sağlayın.
  6. Izgarası yapılan sebzeleri, gelişi güzel doğrayın.
  7. Bir sos tenceresine domatesleri, sarmısağı, 2 yemek kaşığı zeytinyağını, tuzu ve karabiberi koyun. Orta ateşte, sos kıvamına gelinceye kadar 15-20 dakika pişirin. En son fesleğeni ekleyip, ocağın altını kapatın.
  8. Peynirleri rendeleyip, bir köşede hazır bekletin.
  9. 22cm.x22cm. borcamın dibine bir kepçe domatesli sostan gezdirin. 2 adet lazanyayı kaba yerleştirin. Üzerine sebzeleri koyun. 1 kepçe sostan gezdirin ve rende peynir serpiştirin. Tekrar üzerlerine 2 adet lazanya yerleştirin ve aynı işlemleri tekrarlayın. En üste, son lazanyaları yerleştirdikten sonra sadece sos gezdirin ve Mihaliç peyniri serpiştirin.
  10. Önceden 200 derece ısıtılmış fırına yerleştirmeden önce, lazanya kabının üzerini alüminyum folyo ile örtün. 30 dakika bu şekilde pişirdikten sonra folyoyu kaldırın ve 30 dakika da üstü açık olarak pişirin.

Yazı kategorisi: DİGER YEMEKLER, FIRIN YEMEKLERİ, GENEL, IZGARALAR, SEBZE YEMEKLERİ | Yorum Yok »

Kabak Mücver

Yazan: yukarikayalar Kasım 22, 2007

Kabak Mücver

Malzemeler:

12 adet orta boy mücver için:

1 cup=250 ml.’lik su bardağı

  • 500 gr. sakız kabağı (rendelenmiş)
  • 1 adet küçük kuru soğan (rendelenmiş)
  • 2 yumurta
  • 150 gr. labne peyniri
  • 1 avuç doğranmış dereotu
  • 1 su bardağı un
  • 1/4 su bardağı zeytinyağı
  • Tuz ve karabiber
  • Yağlamak için sıvı yağ
  • Çam fıstığı

Tarif:

  1. Fırını 180 dereceye getirin.
  2. Orta boy bir kasenin içine rendelediğiniz kabağı, kuru soğanı, yumurtayı, peyniri, dereotunu, unu, zeytinyağını koyun ve çatalla iyice karıştırın. Bu karışımı tuz ve biberle tatlandırın
  3. 2 adet, standart boy, 6′lı mafın kalıbını sıvı yağla yağlayın ve kabaklı karışımı bu kalıplara bölüştürün.
  4. Kalıpları fırının orta rafına koyun ve 25-30 dakika ya da üzeri kızarana kadar pişirin.
  5. Fırından çıktıktan sonra, ılıyana kadar bekletin. Üzerine kavrulmuş çam fıstığı serpiştirin ve servis yapın.

Yazı kategorisi: DİGER YEMEKLER, FIRIN YEMEKLERİ, GENEL, HAMUR İŞLERİ, SEBZE YEMEKLERİ | Yorum Yok »

Toprak kapta İnegöl Köfte

Yazan: yukarikayalar Kasım 21, 2007

 

 Toprak kapta İnegöl Köfte

Malzeme:

1 kg. dananın döşünden çekilmiş kıyma
Yarım su bardağı galeta unu
Yarım su bardağı su
1 yemek kaşığı tuz
1 yemek kaşığı karbonat
1 yemek kaşığı limon suyu
2 adet orta boy soğan (rendelenmiş)
Yarım su bardağı rendelenmiş kaşar peyniri

Yapılışı:

Kıyma, galeta unu, su ve tuz eklenerek iyice yoğurulur. Kapaklı bir saklama kabı içinde 24 saat buzdolabında dinlendirilir. Ertesi gün karbonatı ve limon bir bardağın içinde karıştırılarak kıymanın üzerine dökülür. Soğanlar da rendelenerek köftelere katılır. Bu aşamada istenirse kaşar peyniri de eklenir ve hepsi iyice yoğurulur.
Kıymalardan ceviz büyüklüğünde parçalar koparılır.. Şekil verilir. Saklama kabına dizilip akşama kadar tekrar buzdolabında dinlendirilir. Akşama kadar dinlenen köfteler pişirmeden 10 dakika önce buzdolabından çıkartılır (Biraz oda sıcaklığında bekleyen köfteler kendilerini bırakıp daha iyi pişermiş). Önceden 200 derece ısıtılmış fırında 15-20 dakika kızartılır ve servis yapın.
Köfteleri mangalda, elektrikli ızgarada ya da ızgara tavasında pişirebilirsiniz.
Buzluktan çıkarılan köfteler çözdürmeden, hemen pişirilir.

Yazı kategorisi: KÖFTELER | Yorum Yok »

papaz yahnisi

Yazan: yukarikayalar Kasım 21, 2007

 

papaz yahnisi 

 Malzeme:

1 kg. kuşbaşı dana (biraz irice doğrattım)
½ kg. kadar arpacık soğanı (evde yoktu ben de soğanların ufaklarını seçip ikiye, üçe bölerek kullandım)
6-7 diş sarımsak
2-3 kaşık balsamik sirke
1 kesme şeker
2 kaşık zeytinyağı
tuz, karabiber, yenibahar

Yapılışı:


Zeytinyağını kızdırıp etler ilave edilir ve etler suyunu salıp tekrar çekinceye kadar kavrulur. Biraz kaynar su konarak 20 dakika kadar pişirilir. Soğan, sarımsak, gerekirse biraz daha kaynar su, sirke ve diğer malzemeler eklenerek ağır ateşte pişirilir. Soğanlar biraz daha diri kalmalı.
(Ben acelem olduğu için düdüklü tencerede pişirdim, daha hızlı pişti ama soğanlar biraz erimişti.) Patates püresi veya pilavla servis yapılır.

Yazı kategorisi: DİGER YEMEKLER, ET YEMEKLERİ, GENEL | Yorum Yok »

Poğaça

Yazan: yukarikayalar Kasım 21, 2007

Poğaça

Malzeme:
2 yumurta
Dolu bir kaşık tereyağı (yaklaşık 60 gr.)- Oda ısısında bekletilmiş olmalı
1 paket kabartma tozu
1 su bardağı yoğurt
½ su bardağı sıvı yağ
½ su bardağı süt
1,5 çay kaşığı toz mahlep
Aldığı kadar un

Yapılışı:

2 yumurtanın sarısı ile akı ayrılır. Akları köpürene kadar çırpılır. İçine, yoğurt, sıvı yağ, süt eklenerek tekrar çırpılır.
Mahlep, tereyağı, kabartma tozu ve un ilavesiyle ele yapışmayacak şekilde cıvık bir hamur yapılır.
Küçük parçalar açılır, içine isteğe göre malzeme konur (ben peynirli yaptım).
Üzerine yumurta sarısı sürülür, çörek otu serpilir.

Yazı kategorisi: GENEL, HAMUR İŞLERİ, POGAÇALAR | Yorum Yok »

Un Kurabiye

Yazan: yukarikayalar Kasım 21, 2007

 

Un Kurabiye

  • 250 gr yumusak margarin
  • 1 cay bardagi siviyag
  • 2 cay bardagi pudra sekeri (cok tatli sevenlere az gelebilir)
  • 1 paket vanilya sekeri
  • 2 yemek kasigi su


Tüm malzemeleri yogurun ve dilediginiz sekli verin.Isterseniz yuvarlayip ortalarina marmelatta dökebilirsiniz.Yaklasik 30-35 dakika 170° derecede pisirin.Hatta tavsiyem altlari cok hafif kizarmasini bekleyin böyle olunca damaginiza cok fazla yapismiyor:)

Yazı kategorisi: GENEL, HAMUR İŞLERİ, KURABİYELER | Yorum Yok »

Patatesli Candarli Cöregi

Yazan: yukarikayalar Kasım 21, 2007

 

Patatesli Candarli Cöregi

Malzemeler:

  • 1 su bardagi ilik su
  • 1 su bardagi siviyag
  • 1 tatli kasigi sirke
  • 1 tatli kasigi toz seker
  • 1 cay kasigi tuz
  • 1 paket kabartma tozu
  • 4 su bardagi un

ici:

  • 4 adet orta boy haslanmis patates
  • 1 adet orta boy kuru sogan
  • tuz, karabiber

Üzeri icin:

  • 1 adet yumurta
  • galeta unu


Yapilisi:

  1. Ilik su, siviyag ve sirkeyi catal yardimiyla cirpin.
  2. Üzerine tuz, toz seker ve kabartma tozunu ekleyerek cirpmaya devam edin.
  3. Unu azar azar ilave ederek kulak memesi yumusakliginda ele yapismayan bir hamur elde edinceye kadar yogurun.
  4. Hamuru oda sicakliginda 15-20 dakika dinlendirin.
  5. Hamurdan ceviz büyüklügünde parcalar koparip cay tabagi büyüklügünde acin.
  6. Diger taraftan ic harcini hazirlamak icin; rendelenmis patates ve sogani, tuzu ve karabiberi bir kasede karistirin.
  7. Cay tabagi büyüklügünde hamurlarin icine birer yemek kasigi kadar koyarak uclarini birlestirip kapatin.
  8. Sonra ters cevirip üzerine hafifce bastirarak yassilastirin.
  9. Hazirladiginiz cörekleri önce cirpilmis yumurtaya sonra galeta ununa bulayarak yaglanmis firin tepsisine aralikli olarak yerlestirin.
  10. Önceden isitilmis 175 ° firinda yaklasik 30-35 dakika üzerleri kizarincaya kadar pisirin.

Allahü teâlâyı sevmek nasıl olur

 

Sual: Allahü teâlâyı sevmek nasıl olur?
CEVAP
Allahü teâlâyı sevmek ikiye ayrılır:
Farz olan sevmek, farz olmayan sevmek. Farz olan sevmek Allahü teâlânın emirlerini yapmak, yasaklarından sakınmak, kaza ve kaderine razı olmaktır. Haram işlemek ve farzları yapmamak, bu sevginin gevşek olduğunu gösterir.

Farz olmayan sevgi, nafileleri de yapmaktır. Şüphelilerden sakınmaya sebep olur.
Hadis-i kudside Allahü teâlâ buyuruyor ki:

(Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında bana en sevgili olanlar, ona farz kıldığım şeyleri yapmasıdır. Kulum nafile ibadetleri yapmakla bana o kadar yaklaşır ki, onu çok severim. Onu sevince, onun duyan kulağı, gören gözü ve tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Her istediğini veririm. Benden yardım isteyince, imdadına yetişirim.) [Buhari]

Şu halde, Allahü teâlânın en çok sevdiği ibadet, farzları yapmaktır. Burada bildirilen nafile ibadetler, farzlarla birlikte yapılanlardır.

Ömer bin Ali Fakihani hazretleri buyuruyor ki:
Bu hadis-i kudsi gösteriyor ki, farzlarla birlikte nafile ibadetleri yapan, Allahü teâlânın sevgisini kazanır.

Ebu Süleyman Hattabi hazretleri buyuruyor ki:
Bu hadis-i kudsi gösteriyor ki, bunların duaları kabul olduğu gibi dua ettikleri kimseler de, muratlarına kavuşur. (Mevahib)

Allah sevgisinin alameti
Sual: Allah sevgisinin alameti nedir, Allah sevgisini kimler anlayamaz?

CEVAP
Allah sevgisinin alameti yedi şeyde belli olur:
1- Allahü teâlâyı seven, ölümden korkmaz. Seven, daima ölüme hazır bekler. Çünkü ölümle, aşık maşuka, garip öz yurduna kavuşmuş olur. Dinimize bir müddet daha hizmet edeyim düşüncesiyle, ölümün hemen gelmesini istememek Allah sevgisine zıt değildir.

2- Seven, sevdiğinin sevdiklerini, kendi sevdiklerine tercih eder.

3- Seven, her an sevdiğini düşünür, onu anar.

4- Seven, sevgilisinin sevdiği her şeyi sever.

5- Seven, bütün engellerden sıyrılır, sevdiğini çok anar. Uykusundan fedakârlık eder. Allahü teâlâ, Hazret-i Davud`a buyurdu ki:

(Beni sevdiğini söyleyip de, sabaha kadar yatan, yalancıdır. Zira dost, dostla sohbet ister. Gafleti bırakıp beni anar, sohbetime kavuşur.) [M. Name]

6- Sevene, bütün ibadetler kolay gelir. İbadetlere zevkle sarılır.

7- Seven, sevgilisinin dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(İmanın en sağlam temeli, Allah için sevmek Allah için buğzetmektir.) [Ebu Davud]

Yazının devamını oku »

Allahü teâlâyı sevmek

http://muslimmatters.org/wp-content/uploads/2007/07/bee_by_kmaisch.jpg

Sual: Sevgi nedir, Allah sevgisi nedir?
CEVAP
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
Sevgi, gönlün zevk aldığı şeye meyletmesi demektir. Bu meylin kuvvetlisine aşk denir.

Sevginin deyim anlamı ise şöyledir:

Sevgi, hiçbir karşılık beklemeden sevgiliye [Allahü teâlâya] tâbi olmak, Ona itaat etmek, Onun her işini güzel, her eziyetini, her iyilikten daha tatlı görmek ve Onun dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilmek, kısacası Onun rızası için yaşamaktır.

Sevgi, sevgilinin dostlarını sevmeyi, düşmanlarına düşmanlık etmeyi gerektirir.

İki zıt şey sevilmez

Sevgi, sevgilinin her şeyini sevmeyi gerektirir. Ona yakından uzaktan ilgili olan her şeyi sevgili kılar. Bunun için, “Sevgilinin kapısındaki köpek, sevenin kalbinde, diğer köpeklerden üstündür ve ayrı bir yer tutar” demişlerdir.

Şeyh-ül-İslam Abdullah-i Ensari hazretleri buyuruyor ki:
(Biri, çok sevdiğim bir zatı incitmişti. O andan beri, kalbimde ona karşı soğukluk duyuyorum.) Büyüklerin, (Sevdiğini incitene darılmaz, gücenmez isen, köpek senden daha iyidir) sözü meşhurdur.

Sevginin şartı olan hubb-i fillah, buğd-i fillah, Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şerifte bildiriliyor. Allahü teâlânın düşmanlarını sevmek, insanı Allah`tan uzaklaştırır. Teberri etmedikçe, tevelli olmaz. Yani düşmanlarından uzaklaşmadıkça, sevgiliye dost olunmaz. (C.4, m.29)

İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
Muhammed aleyhisselama tam ve kusursuz tâbi olabilmek için, Onu tam ve kusursuz sevmek gerekir. Tam ve olgun sevginin alameti de, onun düşmanlarını düşman bilmektir. Onu beğenmeyenleri sevmemektir. Sevgiye müdahene [gevşeklik] sığmaz.

Aşıklar, sevgililerinin divanesi olup, onlara aykırı bir şey yapamaz. Aykırı gidenlerle uyuşamaz. İki zıt şeyin sevgisi bir kalbde, bir arada yerleşemez
. Cem-i zıddeyn muhaldir. Yani iki zıddan birini sevmek, diğerine düşmanlığı icap ettirir. (C.1, m.165)

Abdullah-i Dehlevi hazretleri de buyuruyor ki:
Allahü teâlâyı seven, bilmediği bir aşk ile şaşkın haldedir. Uykusu kaçar, gözyaşları dinmez. Her işinde Allah
`tan korkar, titrer. Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Sabreder, affeder. Her geçimsizlikte, sıkıntıda, kusuru kendisinde görür. Her nefeste Allahü teâlâyı düşünür, gafletle yaşamaz. Kimseyle münakaşa etmez. Bir kalbi incitmekten korkar. Kalbleri Allahü teâlânın evi bilir. (M. 85)

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ya Rabbi, kendi sevgini, sevdiklerinin sevgisini, sevgine kavuşturacak işlerin sevgisini nasip et ve sevgini [susuzluktan yananın arzuladığı] soğuk sudan benim için daha kıymetli kıl!) [İ.Gazali]

Bir kimse, Allah`ı seviyorsa, bilsin ki Allahü teâlâ da onu seviyor demektir.
Büyüklerden biri buyurdu ki:
(Ben Allahü teâlâyı sevdiğimi zannediyordum. Halbuki O beni seviyormuş.)

Yazının devamını oku »

Hello world!

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.